Vücudun Asit – Baz Dengeleri ve Hastalıklar – 1

Devam etmekte olan bu yazı serimizde akut – kronik – dejeneratif hastalıkları anlamaya çalışıyoruz.

Bugünkü yazımızda vücudun baz ve asit dengelerini ve bu dengelerin bozulmasının vücut sağlığını nasıl etkilediğini anlamaya çalışacağız.

Asit – Baz Dengesi

Asit – baz dengesi, bütün kâinat olduğu gibi, kâinatın bir parçası olan insan vücudu da uyum içerisinde çalışan sistemlerden oluşmaktadır. Bir bütün olarak işleyen insan vücudunun herhangi bir sisteminde oluşan arızadan vücudun tamamının etkilenmesi kaçınılmazdır. Bu sistemlerden biri de vücut sıvılarında ki “asit – baz” dengesidir. Bu durumda önce asit ve bazın tarifini yapalım:

Asitler kısaca asidik reaksiyon gösteren ve hidrojen (H) içeren kimyasal bileşiklerdir.

Bazlar kısaca bazik reaksiyon gösteren ve bir hidroksi grubu (OH) içeren kimyasal bileşiklerdir.

Bir sıvının asidik derecesini belirleyen ölçü birimine pH değeri diyoruz. Sıvıların pH değerleri 0 – 14 arası bir pH cetveliyle gösterilir. Kimyasal bir bileşiğin hidrojen iyonlarını (H+) parçalama gücüne (derecesine) pH derecesi diyoruz. pH derecesi (sayısı) küçüldükçe sıvının asidik gücü artar. Asidik güç 0’da en yüksek ve 7’de nötrdür. 7 -14 arası bazik değerlerdir ve rakam büyüdükçe bazik güç artar.

Vücudumuzda asit ve bazlar aynı anda bulunmak zorundadır. Bilinmesi gereken mühim bir husus: Bir asit molekülü ile bir baz molekülü karşı karşıya geldiğinde artık vücuda zarar vermeyen ve vücuttan kolayca dışarı atılabilen tuz molekülleri oluşur.

Asit + Baz  –> Tuz + Su

Örnek olarak en çok bulunan yemek tuzuna bakalım. Klor (Cl) tek başına oldukça asidik bir moleküldür. Bazik olan sodyum (Na) ile karşılaştığında ise vücut için son derece gerekli zararsız yemek tuzu (sodyum klorür) oluşur. Burada önemli, karşılıklı bir ilişki görüyoruz. Doğada her zaman var olan denge ilişkisi: Gece – gündüz; med – cezir; sıcak – soğuk ve tabii ki asit – baz gibi.

Vücutta asit molekülünü nötrleştirecek bir baz molekülünün bulunmaması durumunda asit molekülü başta doku bağları olmak üzere vücudun değişik bölgelerinde depolanacaktır. Bu geçici depolama zamanla daimî bir depolamaya dönecek ve vücutta değişik isimler altında hasarlara sebebiyet verecektir. Bunu önleme maksatlı vücudun baz rezervleri (tampon sistemleri) devreye gireceklerdir. Ancak zamanla, doğru bir beslenmeyle bu rezerveler takviye edilmezse, bu rezerveler tükenecek ve vücut sistemleri bozulacaktır. Artık bu andan itibaren vücut her türlü hastalığa açık hale gelmiş demektir.


REKLAM:

‘’Yağlar tüm canlı formların canlılık fonksiyonlarının, büyümenin ve güneşi kullanabilmenin hâkim şartıdır. Yanlış yağlarla (rafine yağlar) tahrip edilmiş bir insana vitamin, mineral, iz minareller, vs. ile yardımcı olabilme imkânı yoktur. İnsanlara yardımcı olmak istiyorsak, vücuttaki tahribatın sebeplerini (rafine yağlar) görmeliyiz.’’ Dr. Johanna Budwig’in KANSER Problem ve Çözümü isimli eserinden tercüme!

Bilinmesi gereken başka bir husus da pH cetvelinde ki rakamların logaritmik oluşlarıdır. Yani bir sıvının pH derecesi 7’den 6’ya çıkmışsa bu hidrojen iyonları sayısını +1 şeklinde artığını değil, faktör 10 (10 kat artış) olduğunu ifade eder.

İnsan vücudunun en mühim sıvısı olan kanın normal pH değerleri 7.35 ile 7.45 arasıdır. Bu rakamlar ekstrem durumlarda 7.3 ile 7.8 arasında olabilmektedir.

Öyle anlaşılıyor ki insan hafif bazik (alkalin) bir yapıdır ve enerjisini bu yapıdan elde etmektedir. İnsan vücudunun ekstrem kan değerleri olan 7.3 ile 7.8 in altında veya üstünde yaşaması mümkün değildir.

Devam edecek……

Hasan Yılmaz

Kaynak: http://tvbolu.com/yazar/1535/hasan-yilmaz/vucudun-asit-baz-dengeleri-ve-hastaliklar-1